NEHREVAN SAVAŞI

Sayfa 383 den alınmıştır.

 

Hâricîler, Hz. Osman (ra) zamanında; aşırı derecede Hz. Ali (kv)’yi seven ve Hz. Osman (ra) aleyhinde bulunan bir güruhtu. Sıffîn Savaşı’nda, savaşı durduranlar yine bunlardı ve çoğunluğu Kur’ân hafızıydı. Amr İbnü’l Âs’ın ve Muâviye’nin hilesi olan Kur’ân’ın hakem tayin edilmesinde; önce bunu Hz. Ali (kv)’ye dayatanlar bunlar olduğu halde, sonra da bunu kabul etti diye, Hz. Ali (kv)’yi ve bu hakem işinde bulunanları küfürle suçlayanlar yine bunlardır. Bunların itikadı durumları tam bir hezeyandır.

 

 

Hâricîler,  Ashâb’tan Habbab’ın oğlu Abdullah ile Basra yolunda karşılaştılar. “Bize bir hadis naklet!” dediler. Abdullah şöyle nakletti: “Babam, Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemden işitmiş: “Bir fitne olacak! Onda kişinin bedeninin öldüğü gibi, kalbi de ölecek! Kişi sabah mü’min olduğu halde akşam kâfir olacak! Akşam, mü’min olduğu halde sabaha kâfir olarak çıkacak! Ancak Allah’ın ilim ile kalbini ihya ettiği kimseler bundan müstesnadır.” İbn Mâce, Fitne, 9, 3954; Hadisin bir benzerini Ebû Hureyre naklediyor. Müslim, İman 186/ II, 86; Ahmed, Müsned, 27662; Hâkim, El-Müstedrek,  8404

Bu hadisi dinledikten sonra Hâricîler, Hz. Ebû Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (kv) hakkında sorular sordular. Habbab’ın oğlu Abdullah, dört halifeyi hayırla andı ve rahmet okudu. Aldıkları cevaplardan hoşlanmayan Hâricîler, onları öldürmek için Hurma bahçesine girdiler.

Haram diye hurma ağacından düşen bir hurmayı ağızlarından çıkardıkları halde, Hıristiyanların hayvanlarına zarar verildi diye, helâllik diledikleri halde; Hz. Ebû Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali (kv)’yi hayırla andı ve yâd etti diye Abdullah’ı öldürdüler. Hamile hanımının karnını deştiler. Ve daha birçok Müslümanı öldürdüler veya haksız yere zarar verdiler. Bu durumları gören Hz. Ali (kv); “Bunlar bu haldeyken Şam’a gidilmez” deyip, ordusunu önce Nehrevan’a yöneltti. Dört bin Hâricî’den nasihatle, bin sekiz yüz kişi kaldı. Abdullah b. Vehb başkanlığındaki, nasihat almayan bin sekiz yüz kişi ise kılıçtan geçirildi. Yedi ya da dokuz kişi sağ kaldı. Bunlardan birisi de sahâbîymiş! Sûk-i Ehvaz fatihi, meşhur Harkus b. Züheyr! Hz. Ali (kv) yanında Cemel ve Sıffîn Savaşı’nda bulunduğu halde, Hakem Olayı’ndan sonra Hâricî güruhu yanında yer alıp Nehrevan’da telef olmuştur. Geniş bilgi için baknz:  İbnü’l Esîr, El-Kâmil, III, 349-351; El-Askalânî, El-Metâlib, IV, 4504-4505; Hâkim, El-Müstedrek, IV, 2703-2704; Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 338; İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 461; Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ, I, 579-580

Abdullah b. Şeddad nakletti: “Nehrevan Savaşı’ndan önce Hz. Ali (kv), Abdullah b. Abbas’ı gönderip, Hâricîler’e nasihat ettirdi, sonra kendisi nasihat etti. Büyük çoğunluğu bu nasihatlerle dağıldı. Hz. Ali (kv): Hâricîler’e şöyle ruhsat verdi: “Şehre gelmiyorsanız, dilediğiniz yerde konaklayabilirsiniz. Bir yol kesmez, bir kan talebinde bulunmazsanız, size mızraklarımızın bir zararı dokunmaz. Ancak yanlış bir şey yapacak olursanız: “Allah hâinleri sevmez” Enfal 58 buyurdu.

Hz. Âişe annemiz: “Ancak yine onları öldürdü” dedi. İbn Şeddad: “Allah’a yemin olsun onlar yol kestiler, hakları olmadan kan döktüler, İbn Habbab’ı öldürdüler, zimmet ehlinin haklarını çiğnediler. Hz. Ali bunlar yapılana kadar hiç kimseye zarar vermedi. Ancak onlar hadlerini aşınca başlarına bunlar geldi” dedi. Hz. Âişe annemiz daha başka sorular sordu ve aldığı cevaplar karşısında: “Allah ve Resûlü doğru söylemiştir” buyurdu.” Hâkim, El-Müstedrek, IV, 2704 BMT; Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 343; İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 461

Hâricîler devamlı: “Hüküm yalnızca Allah’ındır!” En’am 6/57 derlerdi. Hz. Ali (kv)’yi ve Hakem Olayı’nı kabul edenleri, Müslüman kabul etmezlerdi. Hz. Ali (kv) “Hüküm yalnızca Allah’ındır” sözünü işitince: “Allahü Ekber! Evet, bu söz haktır! Ancak bununla bâtıl murad edilmektedir!” buyurdu. Müslim, Zekât 157/ V, 253; Nesâî, VII, Hasâis, 8509; Tarih-i Taberî, IV, 48; İbnü’l Esîr, El-Kâmil, III, 342; Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 337-341

Hz. Ali (kv); Nehrevan’da Hâricîler’le savaşa çıkmadan önce şöyle buyurdu: “Allah’a yemin olsun ki onlardan on kişi bile kurtulamayacak! Bizden ise on kişi bile şehit olmayacaktır!” İbnü’l Esîr, El-Kâmil, III, 354; İbnü’l Megâzilî, Menâkıb, s.406; Harezmî, Menâkıb, s.185; M. Câmi, Şevâhidü’n-Nübüvve, s.189; Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süadâ, s.217; Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ, I, 579; Eş-Şerif er-Râdi, Nehcü’l Belâğa, s.69

İki orduda binlerce kişi olmasına rağmen Hz. Ali (kv)’nin bu sözü gerçek olmuştur. Dokuz veya daha az şehit verilmiş, karşı taraftan da dokuz kişi kalmıştır.

Abîde, Hz. Ali (kv)’nin Hâricîler’den bahsederken şöyle buyurduğunu nakleder: “Hâricîler arasında, doğuştan kolları çok kısa olan bir adam vardı. Eğer sizlerin amelleri bırakıp, günah işlemeye cesaret edecek derecede sevineceğinizden endişem olmasaydı; Hâricîler’i öldüren kimseler için Allah’ın, Muhammed (sav)’in dili ile söz verdiği mükâfata ait hadisi naklederdim” buyurdu. Râvi, Hz. Ali (kv)’ye: “Bahsettiği hadisi, sen Hz. Muhammed (sav)’den işittin mi?” diye sordu: Hz. Ali (kv): “Evet Kâbe’nin Rabb’ine yemin olsun ki, ben Resûlüllah (sav)’den bizzat işittim” buyurdu. İbn Mâce, Mukaddime, I, 12, 167; Ahmed, Müsned, XIX, 27555; Zehebî, Tarihü’l-İslam, II, 100

Abdullah b. Mes’ûd nakletti: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem şöyle buyurdu: “Âhir zamanda yaşları küçük, akılları noksan bir grup çıkacaktır. Onlar Hâricîler gibi sözlerin en güzeli olan Peygamber tebliğlerinden bahsedeceklerdir. Kur’ân okuyacaklar, fakat okuyacakları Kur’ân boğazlarından aşağıya geçmeyecektir. Bunlar hızla atılan okun, avı delip geçmesi gibi İslam’dan çıkacaklardır. Bunun için kim onlara rastlarsa onları hemen öldürsün. Çünkü onları öldürenler; Allah katında ecir ve sevaba kavuşacaklardır.” İbn Mâce, Mukaddime, I, 12, 168; Ahmed, Müsned, XIX, 27575 Hâkim, El-Müstedrek, IV, 2697; Kaynaklarda bu hadisin birçok benzerleri daha vardır

Câbir b. Abdullah nakletti: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem, Mekke’de Cirâne’de külçe altın ve gümüş ganîmet mallarını dağıtıyordu. Ganîmet Bilal’in eteğindeydi. Bir kişi küstah bir edâ ile gelerek: “Ya Muhammed adalet et! Çünkü gerçekten sen adaletle davranmıyorsun!” dedi. Bunun üzerine Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem ona: “Sana yazıklar olsun! Ben adalet etmeyince, benden sonra kim adalet edecektir!” buyurdu.

Bunun üzerine Hz. Ömer (ra): “İzin ver Ya Resûlüllah! Şunun boynunu vurayım“ dedi. Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem, Hz. Ömer (ra)’a izin vermedi. Adam dönüp giderken: “Şüphesiz bu adamın arkadaşları ve adamları vardır. Bunlar Kur’ân okuyacaklar, fakat okuyacakları Kur’ân boğazlarından aşağıya geçmeyecektir. Bunlar hızla atılan okun, avı delip geçmesi gibi İslam’dan çıkacaklardır” buyurdu. Müslim, Zekât 142/ V, 231; İbn Mâce, Mukaddime, I, 12, 172; Zehebî, Tarihü’l-İslam, II, 99

Farklı rivâyet: Emirü’l-Mü’minin Hz. Ali (kv), Yemen’den Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi veselleme bir miktar altın gönderdi. Efendimiz (sav) bu altını Necid halkına dağıttı. Ensar ve Muhacir aleyhimür rıdvan: “Ey Allah’ın Resûlü, bizi bırakıp Necid halkına altın dağıtıyorsun!” dediler. Efendimiz (sav), “Yeni İslam’a girdiler, kalpleri ısınsın diye verdim!” buyurdular. O sırada gözleri içine çökmüş, elmacık kemikleri çıkık, yüzündeki sakalları gür ve karışık, başı kazınmış, elbiselerini yukarı sıyırmış bir kişi geldi. “Ya Muhammed, Allah’tan kork! Âdil davranmadın!” dedi. Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem kızdı ve rengi değişti: “Ben âsi olursam, Allah’ın emrini kim tutar!” buyurdu. Halid b. Velid oradaydı: “Ey Allah’ın Resûlü, izin ver şunu öldüreyim!” buyurdu. İzin verilmedi. O adam da dönüp gitti. Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem, buyurdu ki: “Bu adamın neslinden bir topluluk çıkar ki; Kur’ân okurlar, fakat Kur’ân boğazlarından aşağıya geçmez. Müslümanları öldürürler, puta tapanları korurlar. Bunlar, okun yaydan çıktığı gibi İslam dininden çıkarlar. Bunlara; Hâricî veya Marikîn denilir. Eğer onlara rastlasaydım hiçbirini sağ bırakmazdım!” Buhârî, Megâzi 61, 4351; Nesâî, VII, Hasâis, 8507; Ahmed, Müsned, XIX, 27546; İbnü’l Esîr, El-Kâmil, III, 356; İbn Kesîr, El-Bidâye, V, 232; M. Câmi, Şevâhidü’n-Nübüvve, s.162; Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süadâ, s.215; Sevgilinin Bahçesi, s.292; A. Köksal, İslam Tarihi, XVII, 82

Her iki hadisin de benzer şekilleri ve daha farklı rivâyetleri çoktur.

Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem, Hz. Ali (kv)’ye şöyle buyurdu: “Sen dinden çıkan bir grup insanla savaşacaksın(Hâricîler). Onların içinde; bir eli bir et parçası şeklinde olan, omuz başında kadın memesi gibi bir şey bulunan ve et parçasının üzerinde de kıllar bulunan siyah bir adam olacaktır!” Hz. Ali (kv), Hâricîler’e galip gelince, ölüler arasında tarif edilen şahsı arattı. İlk aramada bulunamadı. Hz. Ali (kv): “Ben yalan söylemem! Bunu bana haber veren de yalan söylemez, bir daha arayın!” buyurunca, ölüler yığınının altından tarif edilen cesedi buldular. Müslim, Zekât 157/ V, 253; Nesâî, VII, Hasâis, 8507-8509; Hâkim, El-Müstedrek, XI, 8661 BMT; Zehebî, Tarihü’l-İslam, II, 101/ VI, 341; İbnü’l Esîr, El-Kâmil, III, 356; İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 465; M. Câmi, Şevâhidü’n-Nübüvve, s.162; Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süadâ, s.215

 “Onları öldürmende, çok sevap vardır!” diye ilave edenler vardır. Nesâî, VII, Hasâis, 8510; Ahmed, Müsned, IX, 13184; Tarih-i Taberî, IV, 55

Bu alameti bulunca da Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemin “Bulduğunuz yerde öldürün” dedikleri bir zümre ile savaştıkları için çok sevindiler ve sıkıntıları dağılıp gitti. Hz. Ali (kv) de bu duruma çok sevindi, tehlil ve tekbir getirdi. Ahmed, Müsned, XIX, 27553; El-Askalânî, El-Metâlib, IV, 4501-4502

Ebû Saîd el Hudrî, Hâricîler’le ilgili şöyle nakletti: “Yirmiden fazla sahâbîden işittiğime göre, Hz. Ali onları öldürmekle vazifeli idi.” Ahmed, Müsned, XIV, 21543

Zü’s-Sediyye isimli, eli kadın memesi gibi sakat adamın cesedi meydana çıkarılınca, Hz. Ali (kv) orada bulunan askerini şâhit tuttu ve: “Ne yalan söyledim, ne de bana yalan haber verildi” buyurup çok sevindi ve secdeye kapandı.. Sevinçli bir şekilde askerine dönerek: “Eğer ameli ve ibadeti bırakmayacağınızı bilsem, Hâricîler’le yaptığınız savaş sebebiyle yüce Allah’ın, Resûlü’nün diliyle hakkınızda verdiği hükmü söylerdim” buyurdu. Nesâî, VII, Hasâis, 8517; Hâkim, El-Müstedrek, IV, 2705 BMT; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliya, XII, 505; İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 465

Nehrevan’da yukarıda bahsi geçen adam bulununca, Hz. Ali (kv) secdeye kapandı ve şöyle dua etti: “Size müjdeler olsun! Sizin ölüleriniz cennette, bunlarınki ise cehennemdedir.” İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 470

Hz. Fâtıma (ra) nakletti: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem Hz. Ali’ye bakıp şöyle buyurdu: “Bu cennetliktir. Ama onun yanındakilerden bir topluluk, İslam’ı öğrendikten sonra onu reddedeceklerdir. Bunlar içinde bir güruh, Râfizîler diye isimlenecektir. Onlara lânet etmek isteyen etsin. Zira onlar müşriktirler. El-Askalânî, El-Metâlib, III, 2974

Hz. Âişe nakletti: “Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem Hâricîler’den bahsederek buyurdu ki: “Ümmetimin en hayırlıları, ümmetimin en şerlilerini öldürecektir.” İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 478