Sayfa 408 den alınmılştır.

 

Hz. Ömer (ra) halifeliği sırasında Şam Valiliği’ni ziyaret etti. Gördüğü saltanat ve gösteriş karşısında: “Bu adam Araplar’ın kisrası olmuş!” buyurup, şehri terk etti. 1474  Hz. Ali (kv) hutbelerinde: “Ey İnsanlar! Bu kin ve düşmanlık sahiplerinin kökünün kesilmesi için, Muâviye ve cemaatiyle savaşın! Çünkü bu cemaat; Kur’ân-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’in düşmanlarıdır. Bu cemaat; Muhâcir, Ensâr, hayırlı kişilerin ve iyi kimselerin kâtilleridir. Bunlar öyle bir cemaattir ki, İslam dinini; rıza ve ihtiyarla değil, kerhen ve cebren kabul etmişlerdir. Bunlar öyle bir cemaattir ki, dünya menfaati için, kendilerini Müslüman gösteriyorlar. Ama kalplerinde ihlâs yok. Bunlar öyle bir cemaattir ki, Allah’ın mârifetinden hiç haberleri yok!”

Sayfa 485 den alıntıdır.

 

Resûlüllah (sav)’in Şefaâti ve Sünneti İle İlgili Bazı Âyet ve Hadisler.

 

“İsrâ Sûresi 79. âyette “Yakında Rabb’in sana “Makâm-ı Mahmud’u” verecektir” âyetindeki “Makâm-ı Mahmud” bana verilecek şefaât hakkıdır.” “Cebrâil (as), Kur’ân ile beraber açıklaması olan Sünnet’i de getirmiştir.” İmam-ı Âzam ve bütün Ehl-i Sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaâti kabul etmişlerdir. Ehl-i Sünnet görüşüne göre; şefaâte sadece iman ehli kavuşacaktır. Kâfirler ve münâfıklar şefaâtten mahrum kalacaklardır. Peygamberler, melekler, veliler, âlimler, şehitler ve sâlihler de şefaât edeceklerdir. Fakirliğe ve belalara sabredenler ile mü’minlerin küçük yaşta vefat eden çocuklarının şefaâtleri de haktır.

Sayfa 329 dan alınmıştır.

 

Kaynakların uzun uzadıya üzerinde durdukları ve fitne olarak değerlendirdikleri dünya malı ve dünya menfaatine de değinmeden geçmeyelim. Resûlüllah (sav) efendimiz ile başlayan İslâmî fetihler; Hz. Ömer (ra) devrinde zirveye ulaşmış, Hz. Osman (ra) devrinde de sürmüştür. Bu fetihlerle İran ülkesi tamamen fethedilmiş, Bizans topraklarının büyük bir bölümü İslam ülkesi olmuş, Kuzey Afrika’dan Hindistan’a kadar büyük bir İslam ülkesi meydana çıkmıştı. Bu fetihlerle elde edilen ganimetler, Medine’ye geldikçe sosyal ve ekonomik konumlar hızla değişiyordu. Bu gelen ganimetler ve fethedilen ülkelerdeki zenginlikler; dünya malını, dünya menfaatini ön plana çıkarıyor ve insanlar arasındaki fitneyi körüklüyordu.

 

Sayfa 335 den alınmıştır.

 

Hz. Osman (ra)’ın Şehâdeti ile İlgili Haberler

34/654 yılı Hac dönüşü, Hz. Osman (ra); ihtilâl alâmetleri belirince, valilerini Medine’ye istişare için topladı. Ashâb’ın ileri gelenleri de bu istişarede bulundu. Genel olarak Ümeyyeoğulları’ndan olan bu valiler; söylentilerin bir dedi kodu ve tertip olduğunu, bu muhalif söylentileri çıkaranlara karşı sert tedbirler alınmasını, gerekirse öldürülmesini tavsiye ettiler. Hz. Osman (ra) da bu fikre katılınca, Hz. Ali (kv): “Muhalifler, senin onları katletmenden çok senin adaletine muhtaçtır” dedi. Özkes, İ, Emevî Siyaseti, s.24-26; Aycan, İ. Muâviye b. Ebî Süfyân s.85

 

Sayfa 286 dan alınmıştır.

 

Hz. Ali (kv)’nin Sevgisi Cennet Müjdecisidir ve Hz. Ali (kv) ve Sevenleri Kurtuluşa Erecektir.

Abdullah b. Abbas nakletti: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemden sordum ki: “Ey Allah’ın Resûlü! Kıyamet gününde ateşten cevaz var mıdır?” “Evet, vardır!” buyurdu. “O cevaz nedir, Ey Allah’ın Resûlü?” diye sorduğumda, şöyle buyurdu: “Ali b. Ebî Tâlib’e edilen muhabbettir.”

Sayfa 341 den alınmıştır.

 

Hz. Osman (ra) şehit edildikten sonra, Ümeyyeoğulları ve taraftarlarının da şehri boşaltmasıyla Medine’de kargaşa ortamı ve belirsizlik hâkim oldu. İslam âlemi halifesiz kalmıştı. İsyancılar, telaş içindeydi. Yeni halifenin kim olacağı konusunda da anlaşamıyorlardı. Bu durumun sorumluluğunu taşıyamayacaklarını bildikleri için Güzide Sahâbîleri ve Medine’nin ileri gelenlerini topladılar: “Sizler bu halkın en şereflileri ve müşavere heyetisiniz. Sizlere iki gün süre veriyoruz. Bu iki günde yeni halifeyi seçmezseniz, Ali’yi, Talha’yı, Zübeyr’i ve daha başkalarını öldüreceğiz!” dediler.

Sayfa 149 dan alıntıdır.

 

Hasan ile Hüseyin (ra), cennet gençlerinin seyyidleridir.

 

 Abdullah b. Mes’ûd ve Ebû Huzeyfe nakletti: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemin yüzünde sevinç alâmetleri gördüğümüzde şöyle sorduk: “Ey Allah’ın Resûlü! Bugün yüzünüzde sevinç alâmetleri görüyoruz.” Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem buyurdu ki: “Niye sevinmeyeyim, Cebrâil (as) bana gelip müjdeledi ki: Hasan ile Hüseyin, cennet ehlinin gençlerinin seyyidleridir. Babaları onlardan daha hayırlıdır (faziletlidir).”

Sayfa 343 den alınmıştır. 

 

Hz. Osman isyancılar tarafından şehid edilince Medine’de bulunan Ashâb-ı Kiram, Hz. Ali’yi halife seçti. Yeni halifeyi bekleyen en önemli mesele, Hz. Osman’ın katillerini bulup cezalandırmaktı. Ancak ortada belirli bir katil yok, “Osman’ı biz öldürdük” diyen bir isyancı topluluğu mevcuttu. Şehre hâkim olan bu âsilerle hemen başa çıkılamayacağı açıktı. Hz. Ali kendisine biat etmeye yanaşmayan bazı valileri değiştirme kararı aldı.  Bu durumu öğrenen Hz. Zübeyr Kûfe valiliğini, Hz. Talha ise Basra valiliğini istedi. Hz. Ali (kv): “Benim yanımda Medine’de bulunun ve bana yardım edin!” diye onları Kûfe ve Basra’ya göndermedi. Hz. Zübeyr ve Hz. Talha bu defa umre için izin istediler. Hz. Ali (kv), dört ay sonra Mekke’ye gitmelerine izin verdi.

Hz. Âişe, Ashâb-ı Kiram’ın büyük bir kısmı gibi Hz. Osman’ı son zamanlarda eleştirenlerden biriydi. İsyancılar, Medine’yi kuşatınca Hz. Osman’ın gitmemesi için rica etmesine rağmen Hz. Âişe, Mekke’ye hac için gitmişti. Hacdan sonra Medine’ye dönmek üzere yola çıkan Hz. Âişe, Hz. Osman’ın şehit edildiğini, Hz. Ali’nin halife seçildiğini öğrenince Mekke’ye geri döndü. Hz. Osman’ın mazlum olarak öldürüldüğü yolundaki meşhur konuşmasını yaptı.

Sayfa 33 den alıntıdır.

 

 Ehl-i Beyt Hakkında Ayetler ve Hadisler.

 

Âyet: Tathir Âyeti ve İlgili Kisâ Hadisleri 1- Ümmü Seleme annemiz nakletti: Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem bizdeyken şu âyet nâzil oldu: “…Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden günahlarınızı gidermek ve sizleri tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzâb, 33/33) Evde; Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem, Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin vardı. Resûlüllah; onlara bir örtü bürüdü, (üzerindeki abanın altına onları da çağırarak) şöyle duâ etti: “Allah’ım işte bunlar benim Ehl-i Beyt’imdir, bana ait olan kimselerdir.Bunlardan günahı gider ve bunları kirlerden tertemiz kıl!” buyurdu. Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem, bu sözü üç defa tekrarladı. Ümmü Seleme annemiz: “Ey Allah’ın Resûlü, ben de sizinle miyim?” diye sordum. Bana: “Sen yerinde dur, sen zaten hayır ve saâdet üzeresin, sen Resûlüllah’ın zevcesisin.” diye cevap verdi.

Sayfa 344 den alınmıştır. 

 

Hz. Ali (kv), hilâfet makâmına geçince; Abdullah b. Abbas’ı Şam’a vali göndermek istedi. İbn Abbas, Ashâb’ın ileri görüşlülerindendi ve Hz. Ali (kv)’nin danışmanı durumundaydı. Hz. Ali (kv)’ye nasihat etti. “Muâviye’yi azledersen mutlaka Hz. Osman’ın kanını talep ederler. Eğer Şam valisi olarak bırakırsan, bir sıkıntı çıkmaz. Sonra ben Muâviye’yi valilikten almaya kefilim” dedi. Ancak Hz. Ali (kv): “Hayır, Muâviye’yi Şam’da bırakamam. Ümeyyeoğulları’nı Müslümanların üzerine musallat edemem. Benimle Muâviye arasında kılıçtan başka bir şey yoktur” buyurdu. Tarih-i Taberî, III, 571

Hz. Ali (kv)’nin bu sözleri Muâviye’ye ulaştırıldığında öfkelenip: “Vallahi Ali’ye bağlı olarak hiçbir idareyi kabul etmeyeceğim, ona hiçbir şekilde biat da etmiyorum” dedi. Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 245

Sayfa 490 dan alıntıdır. 

 

 

Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem buyuruyorlar ki: “Ehl-i Beyt’im benden sonra; bencillik ve şiddetli bela görecek ve diyardan diyara sürüleceklerdir!” Hz. Ali bölümü 276. hadis

Ehl-i Beyt mensupları, sevenleri ve taraftarları Kerbelâ Fâciâsı’ndan sonra kendilerine yapılan baskılar ve öldürmeler yüzünden Orta Asya’ya göç ettiler. Horasan, Maveraünnehir ve Türkistan’a yerleştiler. Emevîler tarafından mağdur edilen Ehl-i Beyt’in İslâm’a davet çağrıları, mağdûr ve mazlûmun yanında yer alan Türkler arasında büyük bir rağbet görüyordu.

Ehl-i Beyt mensupları bu durumda hem kendilerini Türkler’in korumasına almış oluyorlardı, hem de Türkler arasında İslam ahlâk ve kültürünün yayılmasına sebep oluyorlardı. İslam ilim, ahlâk ve öğretisi Eh-li Beyt yoluyla Türkler’e doğrudan nakledilmiş oluyordu. Bu vesile ile Türkistan’dan Anadolu’ya büyük bir medeniyetin kurulmasına zemin hazırlanmış oluyordu.

Sayfa 367 den alınmıştır.

 

Hile ile savaşın durdurulmasından sonra, hile ile Hz. Ali (kv)’nin yönetimden uzaklaştırılması (Hal’ edilmesi)

 Muâviye, Sıffîn’de savaşı kaybettiğini anlayınca Amr İbnü’l Âs’ı çağırdı: “Ey Amr, neredesin? Hazırladığın hileler bir işe yaramazsa, bugün helâk olacağız!” dedi.

Amr: “Bugün Hicaz ve Kûfe halkından öyle bir şey isteyeceğim ki; kabul etseler kendi aralarında ayrılığa düşecekler, kabul etmezlerse de paramparça olacaklar!” dedi. Sonra büyük Şam Mushafı’nın sayfalarını ön safta savaşan askerlerin mızraklarının ucuna bağlatarak: “Kur’ân hâkimdir, aramızda hüküm versin!” demelerini emretti. İbnü’l Esîr, El-Kâmil, III, 321; Zehebî, Tarihü’l-İslam, VI, 287; En Sevgilinin Dostları, s.335; İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 438

 

 

İslam dininin esası tevhid ve adalettir. Resûlüllah (sav) efendimiz islamın ilk yıllarından itibaren Müslüman olsun ya da olmasın insan hak ve adaletine değer vermiştir. O’nun izinden giden dört büyük halifenin de aynı anlayışı devam ettirdiğini görüyoruz. Muaviye’nin ve yardımcılarının tevhid perdesi arkasına saklanarak adaletten saptığını görüyoruz. Zira Muaviye devrinde ilk olarak islam hükümlerinin değiştirildiğine ve açıkça iltimasların, kayırmaların başladığına şahit oluyoruz.

Resûlüllah (sav) efendimiz, küfür ve şirk ile savaştı. Düşmanları açık ve belirgindi. Hz. Ali (kv)’nin savaştığı üç grup ise İslam ve tevhid üzere olduklarını söylüyorlardı. Hz. Ali (kv), bu gruplardan en karmaşık olan Muaviye ve Şamlılara karşı kendi tabiri ile: “Adaletten sapıp, zulüm yoluna girdikleri için” savaştı. Hilebazlıkla, düzenbazlıkla, zulümle savaştı.

Hakem olayından sonra Muâviye’nin kendini halife ilan etmesi ve Hz. Ali (kv)’nin hâkimiyetindeki topraklara saldırması(Tecavüz): Bu saldırılar, Hicrî 38. (658-659) yılının ortalarından itibaren Hz. Ali yönetimindeki bütün vilayetlere saldırarak başlatıldı. Amaç bütün ülkeyi ele geçirmeye yönelikti.

Mısır’a Saldırı ve Mısır’ın İşgali (38/658)

 

“Allah katında yegâne din İslam’dır.” Âl-i İmran 3/19 İslam Dini’nin dört dayanağı; Allah’ın Kitabı, Resûlüllah’ın Sünneti, İcmâ-i Ümmet, Kıyas-ı Fukaha’dır. Bunların dördü de İslam’ın birer direğidir. Mirkâtül Vüsûl s.281/s.314

Sadece Kur’ân'a bakarım diğerleri beni ilgilendirmez demek, İslam’ın özüne terstir. Ben sadece farzları kabul ederim, Sünnet yoktur demek İslam’ın özüne terstir. Hıristiyanlarla, Yahudilerle dinler arası diyaloglar kurup, Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemi yok sayanlar, İslam’ın özünü benimsememişlerdir.

Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem bir millete, bir gruba bir mezhebe gönderilmiş bir peygamber değildir. Hatta O sadece Müslümanlara bile gönderilmiş değildir, bütün insanlığa gönderilmiştir. Burada mevzû bahis olan böyle bir Peygamber’in Ehl-i Beyt’idir. O’nun Ehl-i Beyt’ine ne kadar değer verdiğini yüzlerce örnekle görüyoruz.

Sayfa 383 den alınmıştır.

 

Hâricîler, Hz. Osman (ra) zamanında; aşırı derecede Hz. Ali (kv)’yi seven ve Hz. Osman (ra) aleyhinde bulunan bir güruhtu. Sıffîn Savaşı’nda, savaşı durduranlar yine bunlardı ve çoğunluğu Kur’ân hafızıydı. Amr İbnü’l Âs’ın ve Muâviye’nin hilesi olan Kur’ân’ın hakem tayin edilmesinde; önce bunu Hz. Ali (kv)’ye dayatanlar bunlar olduğu halde, sonra da bunu kabul etti diye, Hz. Ali (kv)’yi ve bu hakem işinde bulunanları küfürle suçlayanlar yine bunlardır. Bunların itikadı durumları tam bir hezeyandır.

 

 

Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem; Ashâb-ı Kiram içerisinde bazı sahâbîlerine işaret etmiştir. İşaret ettiği Ashâb’ının birinin de Hz. Ali (kv) efendimiz olduğunu görüyoruz. Rey, görüş, ilim ve irfan başta olmak üzere birçok konuda, Hz. Ali (kv)’ye işaret edildiğini görüyoruz.

Sevgili Peygamberimiz (sav)’in: “Yâ Ali! Ben bu Kur’ân’ın tenzilinde(inişinde) savaştım, sen ise Kur’ân’ın te’vîlinde(yorumlanmasında) savaşacaksın!” Hz. Ali bölümü 407-409. hadisler buyurması;

“Ali, benim vâsî ve vârisimdir” Hz. Ali bölümü 209-230’a hadisler buyurması;

“Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır” Hz. Ali bölümü 76-79’a hadisler buyurması;

Ve benzer hadisler, aynı anlamda ona yapılan özel işaretlerdir.

Sayfa 389 dan alınmıştır.

 

Hz. Ali (kv)’nin Hastalığı ve Vefatı ile İlgili Haberler

Abdullah b. Seleme nakletti: Hz. Ali (kv) hastayken Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem yanına uğradı. Hz. Ali: “Allah’ım! Eğer ecelim gelmişse beni öldür! Eğer uzak ise beni iyileştirip kaldır! Eğer bu hastalık bir imtihan ise bana sabır ver!” diyordu. Resûlüllah (sav), ona: “Nasıl dedin?” diye sorunca, Hz. Ali söylediklerini tekrarladı. Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellem: “Ayağı ile ona dürtüp: Allah’ım ona âfiyet ve şifâ ver!” buyurdu. Hz. Ali (kv): “Daha sonra aynı hastalığa bir daha yakalanmadım” diye anlatmıştır. Tirmîzî, Duâ, 3564/ III, 486; Ahmed, Müsned, VI, 8163; İbn Hibban, II, 468; İbn Kesîr, El-Bidâye, VII, 549

 

Ev halkı anlamına gelen “Ehl-i Beyt” tabiri genel olarak Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemin kendi aile fertleri için kullanılmıştır. Başta kendi zatı şerifleri olmak üzere; Hz. Ali (kv), Hz. Fâtıma (ra), Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra) olmak üzere beş kişidir.

Bazı hadislere dayanılarak, genel anlamda, Ehl-i Beyt tabiri içerisine, Resûlüllah sallellâhü aleyhi ve âlihi vesellemin bütün hanımları, bütün akrabaları, Ümmü Seleme annemiz, Selman-ı Fârisî Hazretleri,  Ashâb’tan Vâsile b. Eskâ,  hatta bütün Ashâb-ı Kiram, kıyamete kadar gelen bütün Müslümanlar girebilir şeklinde yorumlar vardır.